Dertlerimizle dostlarımızı acındırmak, kendimize “vah zavallı” dedirtmek gibi kendimi kaptırmamaya çalıştığım çocukça, anlamsız bir duygumuz vardır. Başımıza gelenleri abartır, nerdeyse karşımızdakinin de ağlamasını isteriz. Çevremizdeki diğer insanları kendi dertlerini çözmeye çalışırken soğukkanlı gördüğümüzde takdir ederiz; ama aynı soğukkanlılığı bizim dertlerimize karşı gösterdiler mi kırılırız.
Dertlerimizi anlamaları bize yetmez, onların da yakınmalarını isteriz. Oysa insan sevincini büyüterek, üzüntülerini mümkün olduğunca kısaltarak anlatmalı. Kendini olmayacak durumlarda yok yere acındıran bir insan, gerçekten dertli olunca acınmamayı hak eder. Durmadan sızlanan kimse sızlanamaz olur. Kendini canlıyken ölü göstereni ölüyken canlı görebilir herkes. Öyle insanlar gördüm ki, eş dost kendilerini sağlıklı, keyifli görecek diye ödleri kopar, iyileşmiş oldukları düşünülmesin diye gülmezler, kahkahalarını tutar, somurturlardı. Sağlıklı olmak, kimsede onlara karşı acıma duyguları oluşturmadığı için bu durum nefret ettikleri bir şey olurdu. İşin en tuhaf tarafı, bu gördüğüm kimseler kadın da değildi.
Yazar : Monteigne